Kayıtlar

Görünmeyen Fotoğrafın Çocukları / " Pazar Kemarası 1 "

Resim
 Mor Bulutlu Ev çatısı altında süregelen keyifli buluşmalarımızda
   Bu tarih itibariyle artık her Pazar Sabahı yayınlanacak olan yazı,bir fotoğrafın üzerine söyleşi misali olsun,    Pazar sohbetimiz bol olsun istedim,bugünden de başlayalım dedim..      Hep "yazılan yazıya eklenen Fotoğraflara" karşın, "Fotoğrafı çekip yazısını eklesek" güzel olmaz mı diye beni düşündüren bu kareyi sizle paylaşacağım öncelikle ;



" Ayvalık'ta sahil kenarı,       Bir Ağustos akşamı,           Saat akşam Yedi suları.. "

     Güneşin batacağı saat değil esasında,
hatta sorsanız "Ne münasebet!"      Ama tutturmuş bulutlar bir "Yaz Yağmuru" şarkısı,didişip dururlar denizin üstünde.. Nihayetinde uzlaşmışlar,Güneş ile Bulutlar. Zıtlıklar.   E biz insanlar da severiz ya zıtlıkları efendim,zıtsa çekicidir,zıtsa güzeldir herşey , bu da o hesabın sonucu bir çok insanın 
o anki " ortak noktası " oluveriyor birden.
    Birçok makinenin ortak karesi,bir çok gözün tek…

'' Tutunuyor Muyuz ? ''

'' Çünkü, artık olduğum gibi kalmaya dayanamıyorum...'' dedi, Selim.
Bilemezdi Günseli,hikayenin sonunda ne olacağını.Ya da, adı gibi biliyordu sonunu ama bir şey yapmıyordu. Öyle bir kadın çünkü Günseli ; düşünür ama...
Kızmıyorum ne Selim'e ne de Günseli'ye.Selim'in yerinde ben olsam ben de aynısını yapardım ; Nitekim Oğuz Atay'ın da böyle düşündüğünü kalbimden biliyorum,hissediyorum.Günseli de böyle diyor mudur acaba ? Selim gitti ama böyle daha mutludur diyor mudur ; yoksa bencilce ''Keşke gitmeseydin'' mi diyordur. Bilinmez ; o da bilmiyordur...

    Geçenlerde bir analiz ile karşılaştım,Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ı üzerine.Oldukça ince ve hoş tespitler barındırıyordu.Ama ben başlığında takılı kaldım ; '' Tutunamayanlar'da Tutunan Bir Ses : Günseli Ediz '' 
Sahiden tutunuyor muydu peki Günseli ? 

    Hikayede kendinizi kimin yerine koyduğunuza göre şimdi bana kızabilir ya da çok haklısın diyebilirsiniz,biliyor…

DÖNGÜYÜ TAMAMLA !

Resim
Bana bir tişörtünü getir,senin için dünyaya tam 2.100 litre su hediye edelim ; var mısın ?
   Gelin,kapağını açmaktan korktuğumuz,içi tıka basa dolu dolapların karşısına geçelim ve orada gömülü olan toprağı açığa çıkaralım.Günümüz şartlarında bu yazdıklarım,insanı bir anda sallıyor ; bir şeyler yapabilme güveniyle sarıp sarmalıyor.Gelen merak ile durumu iyice araştırıp,kafanı hafifçe sallayıp '' E hadi o zaman ! '' evresine geldiğinde ise,odandaki o dolabın içinden tabiatı yeniden olması gerektiği yere armağan edeceksin.

    2017'nin 5.ayının ilk günündeyiz.Bundan 10 sene öncesinde hayatlarımıza göktaşı misali,anahaber bültenleriyle dahil olan,dönemin dizilerine bile konu edip,günlerce gündüz kuşağında tartıştığımız ''Küresel Isınma'' kavramı,son yıllarda yerini ''Dünyanın Sonu'' temalı çekilen Amerikan yapımı film ve dizilere bıraksa da,şekli kaçan domatesler,çiçek açmayan tarlalar kadar hayatımızın ortasında.Bizim yaptığımız …

Bir Prinkipo Masalı

Resim
Bilenler bilir; Büyükada,Mor Bulutlu Ev için hayli özeldir.
Bundan 4 sene önce,yine bir Büyükada gezisinin,tasviri ile açar çünkü bu ev kapılarını.İşte sizlere yine bir Büyükada yazısıyla geliyorum,fakat bu sefer hayli müteşekkir konumdayım mesela.

23 Nisan günü meşhur Aya Yorgi'nin sihiri için sabahın serin vakitlerinde ilk yetiştiğimiz vapurla düştük denize.Yolculuğumuz yaklaşık bir buçuk saat sürmüş olmalı,tüm vapurda sabahın uyku mahmurluğu hakim,deniz ise henüz hepimizin elindeki meşhur vapur çayı kadar dingin.Henüz gidişin dinçliği üstümüzdeyken,büyük bir hevesle iniveriyoruz gemiden.O an fark ettim ki,vapurdan inen her yolcu ilk adımında bir durdu,ve etrafına bakındı,"ada sarhoşluğu" diyorum ben buna,kaçıncı kez giderseniz gidin,vapurdan ilk indiğiniz anda hiç değişmeyecek bir "Nereden Başlayacağız şimdi Heyy gidi Büyükada!" hissiyatı.
Elbet ben de şöyle bir bakıyorum ve diyorum ki "Yeniden hoşbulduk eski dostum,hiç değişmemişsin."

Ve bir varmı…

" Geceyi Sev ! „

Resim
05:30 , Istanbul

  Saat tam gündoğumu.Zaman ziyadesiyle sessizlik vakti.Sessiz ol.      Geceyle gündüz arasında sıkışmış kalmış bedenlerimiz.
       Duyuyor musun ? 
 Güneşi görünce Umut diyoruz,geceye dönünce,Unut ...
Aydınlıklarımızı güneşe bağlamışız biz esasında. Ruhlarımız o kadar karanlık ki,geceyi suçluyoruz her seferinde.    Hadi ama,teslim ol artık kendine.                 Karanlık. Gece,insan kadar karanlık olabilir mi ? Düşün.    Düşünmeyi bırakalı kaç gündüz oldu?  Hatırla.
Geceyi sev. Güneşin sunamayacağı güzellikler sunan ; "geceyi bekle."               O , aslında Sensin. Gece senin Kalbin.   Kalbin...O,Güneş ışığıyla kapatmaya çalıştığın kalbin.    Aslında en az gece kadar karanlık ve siyah kalbin.
   "Karanlıktan korkar" mış insan.. "geceyi sevmez" miş insan, geceye çeşit çeşit bahaneleri de varmış insanın.
    Çünkü kendinden korkuyorsun sen. Karanlığında gölgeni kaybetmekten deli gibi korkuyorsun sen.Hatta kendini kaybetmekten değil, kendini bulmaktan kaçıyo…

Koşmalıyız Parklara !

Resim
"Bir ileri,bir geri..
Tıpkı hayat gibi..." Hiç öğrenemeyeceğimi düşünmüştüm sallanmayı..    Ben kendi halimde çabalarken yanıma gelip,hep hayal ettiğim gibi uçan o küçük çocuk,Sana da hep sinir olurdum misâl.     Gülüp eğlenip,kendi aralarında "ne kadar yükselicem?" diye yarışan bir çocuk grubuna pis bakışlarımı diker,ama onlardan daha çok keyif aldığımı onlara bile hissettirecek kadar yaşardım salıncağımda o eşsiz keyfimi.    Beni hep annem sallardı  yahut aklımda kalacak tüm salıncaklar hep annemin salladıklarıdır.     Hayatımın çok uzun bir süresince annem oldu salıncağımın arkasında.      Geçen gece bir salıncakla göz göze geldik,yıllar olmuştu karşılaşmayalı..   Yalnız görmeye alışık olmasa gerek beni,hemen annemi sordu.   Bir ileri,bir geri..Derken anladım.
"Aslında hayat,annesiz sallanmayı öğrendiğinde başlıyormuş."    Bir zamanların en büyük hayali olan gün, "Tek başıma sallanıyorum ben." dediğim o gün,ömrün en hüzünlü hatırası olmalıydı belki de. …

Bir Kayıp Dost

Resim
" Sen yoksun,deniz yok
Yıldızlar arkadaşım.
Ya bu gece harika birşeyler olsun,
Yahut infilak edecek başım. "

Attila İlhan..Yıldızların en kadim dostu yahut en kadim dostu yıldızlar.. Bu yazı Yıldızlara bir sesleniş belki biraz serzeniş..

    Öyle bir şey ki; Insana hayal kurdurtabilecek kadar yakın,umudunu kırabilecek kadar uzak bir düşünce.Öyle egoisttir ki onlar ; Her şarkıya ilham verebilecek kadar sanatlı,içindeki ilhama uzandırmayacak kadar mesafeli sanata.
     Ve yıldızlar kaçmaya çalıştığın her an seni takip eden bir canavar.Ve yıldızlar kaybolduğun her an sana yol gösterebilecek kadar da Kahraman.. " Hep benle kal..Çoban Yıldızı. "


Hepimiz,bir diğerimizden kaçamayacak yada özleyemeyecek kadar yakınız aslında.
Kafamızı kaldırdığımızda gördüğümüz gökyüzü,biz insanların aksine bölünmemiş bir bütün belki "tüm dünyayı saran"..Gökyüzü..Nice yangınların dumanlarını sinesine çeken bulutlar,nice gecelere sabah olan güneş,nice savaşlara ışık tutan ay,ve nice …